13 Mayıs 2026 Çarşamba

dil yarası

Yazarken konuşmazdım. 

Her duygu konuşulmayı hak etmezdi, ama sağaltılıp yazılmayı hak ederdi.


Neden sonra, yazmak durdu, güldür güldür hissetmek, günlerce düşünmek ve mutlaka ifade etmek haline kapıldım. 

Paldır küldür dökülmeye başladı bütün duygular - olası senaryolar - olası duygular, binbir yolla, sırf anlaşılmak uğruna…  yazsam 3 cümleyle anlatacağımı, belki de tam yerinden 1 kerede acıtacağımı, bir türlü bitmek bilmeyen konuşmalara ve defalarca acıtmaya bıraktım.

Bu sabah bunu anladım.


Sarkacın aralığını kısaltmak lazım.

11 Ocak 2026 Pazar

cinsini sevdiğim

Hayvanlar da kendi aralarında ayrılıyorlar. Sonuçta cins denen bişey var. Cinsinle olmak önemli. Yengeçle koçun birlikteliği anca metamorfoz olur. En azından elementlere dikkat etmeli. Suyla ateş nasıl olsun…

Bilerek yapmadığımı biliyorum ama sanki misyonum bu gibi doğalında … 

En karanlık yönünüzle tanışmaya hazır mısın? İsterseniz onu kabul edip ondan yararlanmayı da öğretirim size. Ama görmemekte veya kabul etmemekte ısrarcı olursanız yapacağım birşey yoktur. 


Ayrılık konuşmasını neden yapamadığımı şu an gördüm.

Konuşma sonrası yaşanılacaklar, söylenecekler, ağlamalar, krizler, içmeler, sarhoşluğun getireceği histerik olaylar olmasın diye. Hatta son yaptığım iki ayrılık konuşmasında da bilinçli olarak içmedim.

Biraz önce kendine bir kadeh koydu, "nolur kötü bi şey yaşamayalım" dedim. 


Hayatımdaki İlk ö harfli objemi senin bulup getirmiş olman veya bana nar ayıklaman gibi veya tırnaklarımı yememi durduracak sakin gürültüsüz ortamı bana sağlayan olman gibi küçük ama anlamı derin şeyler gitgide daha da anlamlı olacak, bütün acılar ise soğuyacak. Ama bu sadece birbirini kaybeden insanların başına gelir. O küçük derinler daha büyük boşluklarla kapanıyorsa zaten birbirini kaybetmek de kaçınılmazdır. Kaybedeceğini anladığında gösterdiğin şefkat ve anlayış eğer geri kazanınca devam etmiyorsa kaybetmek kaçınılmazdır.


Kendimin bi tarafını sonsuz özgür bırakıp, diğeri tarafını öksüz bıraktın. 


Senin kendi içinde hayatın tadını çıkartmakla ilgili bir çaban, enerjin yok. Bu yüzden başkasınınkini de çok görüp bastırıyorsun. Böyle biri olacağın şeyler yaşadığın için çok üzgünüm. Dans etmeye, öpüşmeye, sevişmeye, gülmeye hasretim. 


Bütün şeylerin karşısında "bundan dolayı mı ayrılıyoruz?" diyor. Biliyorum içten içe ayrılığın anca aldatmakla olacağını düşünüyorsun. Böylelikle suçlu ilan edebileceğin bir son yazılmış olacak. Kendinin suçlu olduğu versiyonunu sindirmen çok zor. Biliyorum çünkü oradaydım. Hem senin yerinde hem seninle… 

En çok öfkemi kontrol edemediği için öfkelendiğini söyledin. Öfkelenmememi kontrol edebilecekken…


Havanın kendisi şarabı soğuttu.

Çisil çisil yağıyor… 


Evinde hayatında bana yer açtın, hatta beni baş köşeye yerleştirdin. Ben de öyle işte istediğim gibi sevilmiyorum diye şımarıklık yapıyorum...


Ne yaparsam yapayım beni bırakmaz güvenini verdiği için, yaptıkları karşısında da vazgeçebiliyor olmanın vicdan azabını çektiriyorsun. Oysa ki onayda arsız, iltifatta cimrisin. Durumu anlamak değil geçiştirmek niyetin. Konuşacaklarımızın çoğunu konuşmuş, anlama düzeyinde nerde olduğumuzu hala kavrayamıyorum.


Gerektiğinde senin benim için söyleyemediklerini, ben kendime, kendim için, senin adına, senin yanında söyledim. Sana uygun olmayan her yerimi işaretledim, çünkü tek yaptığın kendine lanet okumak.


Ben seni yakamadım ama sen beni söndürdün. Şimdi bana yanıyorum diyorsun, ben bir kıvılcıma muhtaçken. 


Düşkün gibi çocuk gibi kendini ellerime bıraktın, azarlanmaktan hoşlandın. Özür dilerim anneciğim derken bile, bunu demek zorunda kaldığın için hissettiğin nefreti, hissetmediğimi düşündün. Öyle biri olmak istemediği halde çocuğunu sürekli azarlayan bir anne gibi seni azarlamaktan dolayı kaybettiğim kadınlığımı arıyorum. 

Çıplaklığım dişiliğim...


Bu durumun önceki “siktiri boktan” ilişkilerim nedeniyle olduğunu savunduğun bir an vardı. Onlar yüzünden seni harcıyorum edasıyla. 


Her cümlenden sonra bana bakıyorsun ne tepki veriyorum, kendi dehlizlerimde kaybolup gitmemi izliyorsun. 


İçmekten ve yazmaktan vazgeçtim. İçtikçe yazmaktan ve yazdıkça içmekten de… Yazabilmenin acıyla bağlantısı beni artık çok zorluyor.

Mutlu yazılar yazdığım anlar da olmuştu geçmişte. Sonuçta yine de geldiğimiz yer, şarabımız ve kelimelerimiz.


Tatsız tuzsuz, enerjisiz, neşesiz yaşanılan günler. İçinden çıkamayan cenazeler için çok üzgünüm. Ama üstlerine toprak atmana destek olsam da, senin adına affedemem. 


Bugün bir şiir kitabını sondan başa doğru okudum.

16 Ocak 2025 Perşembe

gidemeyiş

Sen uyurken kuşlar uyandı

Karanlıkta konuşmaları başladı


Bir yere gideceğimde bile bir hafta önceden bavulumu hazırlamaya başlayan ben ve birkaç saat sonra gidecek olmama rağmen o bavulu hala yerinden çıkarmamış olan da ben.


Kirli sepetinde bile kıyafetlerim var, anca bu kadar gidebiliyorum.


Karar, uzun ve ani bir eylemdir.


Ben hep ayrılıp barışmaların zararını bilirdim, kalmanın ki apayrı bi seviyeymiş.

Ayrılıyoruz, bazen bu ayrılıklar işe yarar, ölmüyoruz ya…


Zaten illa hatırası kalacaktır ama ezbere bir cümle gibi değil de cümlenin hissiyatı gibi. 

Benim çocuksu acılarım senin kendi halinde sevginle karşılaştı, yenilmemek imkansızmış. 

9 Ocak 2025 Perşembe

Döngü


Gitmekte antrenmanlıyım ben, 

Hatta profesyonel…

Kalmanın yenisiyim, 

Kalmak eğitimindeyim kendimin, bi el at…


Gidip dönmek konusunda yetiştirildim.

Gitmeden kalmakta iş üstündeyim, önümü aç…


Bir nefes yakında,

Bir kulaç uzakta…

Nefesini tutmuş, kulacını açmışsın,

Sahildeki kedi gibi huysuzum.


Durduğum yerde dönüşmenin niyetinde,

Vazgeçip gitmenin eşiğinde…


Güzelçamlı

27 Eylül 2024 Cuma

İç bağırtı

Kadehlerimizin doluş anının sürekli farklı olması hiç mi dikkatini çekmiyor mesela?

Niye aynı anın bir parçası olmaktan bu kadar uzağız?

Bu kadar uzakken bir sürü şeye nasıl oluyor da katlanabiliyoruz?


Bu gece resmen derin bir nefesten sonra "yeter" diye sarstı içimdeki ses ve seslendim sana “bence ayrılmamız daha doğru” dedim.

Ve uzun, sessiz, ortak tek yerimizmiş gibi şarkılara tutunarak dakikalar geçiriyoruz.

Ne tuhaf ne acı ne komik ne ağır. 


İki tutulma arası, bir mevsimi başlangıcından merhaba. Allah hepimize kıymıklarımızı hayırlısıyla çıkartmayı nasip etsin.


Öyle sessizce anca bi şarkının peşine oturmuşuz. 

Ne anlıyorum ne anlaşılıyorum hissi. Bir garip boşluk, öyle bir garip sensizlik bensizdik … Parmaklarının düzensiz melodisinde can bulmamı istiyorsun, yersizce ve çaresizce…

Bir önceki duygunun peşi sıra giden bir tüh halin var. Öyle açık görüyorum ki şaşırırsın. 


Şimdi seninle bu sakinmiş gibi görünen iç çatlatıcı sessizlikte, bir gitar solosunun peşine duygularımızı feda ediyoruz. Sessizliğimiz sorumlu hissetmeyişimizden belki de…


28 Ağustos 2024 Çarşamba

özet

Yapabileceklerimin hepsini yapıyorum, bazılarını her gün, bazılarını birkaç sefer… 

Yapabileceklerimin hepsini yapıp, bir odada, bir koltukta, bir yatakta bekliyorum. Öylece... 

“Arkadaşın olduğum yerden anlatacağım” ön girişinin verdiği güveni özledim. Konular onu ya konuşmayı isteyecek kadar rahatsız etmiyordu, ya da konuşmayı istemeyecek kadar rahatsız ediyordu. 


İki kişilik yalnızlık, tek kişilik yalnızlıktan çok daha sert.


Çok uzun günlere yayılan tek kişiliğimi dolduracak kadar şey biriktirememişim henüz. Buradaki bu kendine muhtaç yaşam, beni kendimden memnuniyetsiz bir hale soktu. 


Anladım ki onun için bi anlam veya nasıl desem bi şey olabilmem için çok uzun süre geçmesi lazım. Yani anca anılarında yer eden şeylerin değerini konuşuyorsun. Zaman ne kadarsa, o kadar zaman geçmeden, belli bi değer seviyesine geçemeyeceğim. 



31 Aralık 2023 Pazar

Belki bir sonraki seneye

Bu senenin bütün yıkıntıları arasında beni yürümeye devam ettiren tek şey, her şeyi geri bıraktıran gülüşündü demeyi ne çok isterdim. 


23 Eylül 2023 Cumartesi

1

Ona bi isim vermeye gerek duymadım. Alacağını almıştı. Çift ismin laneti/hediyesi. Neyi seçeceği ona kalmıştı. Belki de seçemeyecek olmasının hayal kırıklığı… Ona verilmiş ve seçim hakkı olmayan karmalar belki…

Alabildiğine neşeli sesimle günaydın desemde, alabildiğine küs başlıyordu dünyaya. Ne gülüşüm mutlu ediyordu ne varlığım. Bana bütün hissettirdiği buydu. Kediler uzun süre, hareketsiz, sadece söylenerek durabilirler, hangisi alandan önce çıkacak diye beklerler. Tekrar ve tekrar aynı güne uyandık. 


Bir yerdeyim, 41 yaşındayım. Aşırı ağır, aşırı yüklüyüm. 

2 Aralık 2022 Cuma

Kdv siz

 Yalnızlığım

Şapkasız başım

Geride bırakılmışlığım

Arkadan konuşmadan içime susmuşluğum


Yalnızlığım 

Bir ten ardında yoksul kalmışlığım

Bir daha asla öyle sarılamamışlığım


Yalnızlığım yazdırmaz

Her paragrafa bir cümle ekler de, Paragrafı bitirtmez içimdeki boşluk

Aslı bende saklı, nidası iç sesi olmuş ve esrarı günüme yayılmış üç kadın

Yalnızlığım, sizden demli göbeğimin üç bağı

Yalnızlığım, ardınızda büyüyen bir ağaç kökü gibi artık

Toprağa yakın, kökü geniş, dalı serin, yaprağı güneşli

Yalnızlığım, zamana yayılmış bencilliğimdir artık.


Güzelçamlı, Aydın

25 Mart 2022 Cuma

bencillik

Bir bilmecem var;

Ateşi kendinden 

Tutkusu oyunundan

Keyfi bilgisinden

Huzuru deminden

Hayali özeninden

Heyecanı özünden gelen kimdir?


Sana aşık olduğum anları anladığını biliyorum ve sana kızdığım anları da… 

Ferah, hafif, daha fazlasını istettiren, dumanlı bir tat bırakıyorsun. 

Beni geri alışların var. Bıraksan da gitmeyeceğim anlarda bile arkamdan gelişlerin var. 

Beni gönderdiğin soğuk, uzak, hatta yosunlu bi mağara gibi nemli ve karanlık kokan o yerden alıp, sarılarak, sıkı sıkı, anladığını anlatarak. Ne kıymetli benim için. 

Biliyorsun çünkü, gelmesen de gitmem ama gelmesen sevmem. 

Kendince sarışların var, yavaş ve sert, ellerini kaburga kemiklerimden geçirişin.


Ben iflah olmaz bir aşk bağımlısıyım. Bil ki bu dünyada en çok sevdiğin kişi olmak daimi arzum olacak.


Aşkın ne olduğunu anladıktan, bir kez aşık oldun mu, istediğin an tekrar aşık olabilirsin, bu artık bir seçim meselesidir. Ayağa kaldırdığın başka bir sendir, penceresi daima en güzeli görmeye ayarlı. Şimdi ben sana bakıyorum da bakıyorum. o kadar güzelsin ki...

Seni böyle görüyor olmak beni çok mutlu ediyor. Gözlerimin içini parlatıp, kaşlarımın arasındaki çizgiyi belirsizleştiriyor. 

Yani temelde bir kendini mutlu etme hali… yarın bir gün hakkımda “bencilliğinden aşık oluyordu” diyen birileri çıkar mı? 


7 Ocak 2022 Cuma

47

Tam 47 santim vardı aramızda

Her bir santiminde bir kat giysi sanki

47 kat giysi vardı sanki aramızda 


Her bir giyside bir korku 


47 tane korku vardı aramızda sanki


Her bir korkuda 

Sus

Pus

Çek 

İç

4 Nisan 2021 Pazar

Düşkün Papatya

Bu doğum günümde elimde bir papatya var. Bir de arada kaldığım duygular… 

?Sevgiliden? alınan papatyanın yapraklarını sayacağımı söyledim, “gülünden sorumlusun”u hatırlatarak. Sorumlu olmasına ne kadar da şaşırdı… Cevabını asla vermeyeceği bir soruyu sorduğumu bilmek ne kadar da tedirgin etti. Koparmadan sayacağım, olduğun gibi... 

Ne kadar da aciz bir romantizm çığlığı. Ne kadar da çocukça bir sevgi isteği. Ne kadar da ritüele ihtiyaç duyan bir bilememezlik hali.

Sayamadım. 

 

Günlerdir dönüyor aklımda,

Sevdiğin öpmeye doyamadığındır. 

Sevdiğin öpmeden duramadığındır.

 

Prizmadan parlayan gökkuşağı gibi aydınlatıyor, bir an. Kısacık bir an varlığını hissettiriyor, sonra kendi mağarasına çekiliyor. Soğuk, karanlık, yosun tutmuş, ıslak… İşte o bir anın hatırına kalıyorum. O bir anın, hayata yayılma ihtimaliyle bekliyorum. Ben bekledikçe o soğuyor. Ben arzuladıkça o kararıyor. Arzulamamayı beceremiyorum. Yani işte mutlu olmanın tek formülüne yine varamıyorum. 

 

Kendi haline bırakıp anları toplamaya niyetleniyorum. O bu kadarını veriyorsa ben de bu kadarını alırım diyorum. Yetinmeyi bilmek lazım diye… İçimde niye yetiniyorsun, sen daha çok sevilmeyi hak ediyorsun diyenle, anlamayı- olduğu gibi kabul etmeyi-razı gelmeyi seçen ve bu seçimi yersiz bir acizlik hatta korku olarak görenle mücadele ediyorum. Kim sabote ediyor kim doğruyu söylüyor ayırt edemiyorum. 


Şüphede kaldığım şeylerde bana (özgün'e) özel olmadığını söylüyor, hissedemiyormuş zaten.... Sonra görüyorum ki aslında bana (sevgiliye) özel...

Bana (sevgili özgün'e) özele takılıyor o zaman içimdeki sevgisizlikten korkan ben dehşet içinde, sonra izliyorum sanki sevgili olmaya, özlemeye, öncelik tanımaya, sevmeye ?hali/alanı? yok. 

 

Sanki zamanla açılacak bir hazinenin başında bekler gibi heyecanla ve merakla ve hasretle bekliyorum. Beklemeyi mi seviyorum, zamana mı güveniyorum yoksa kumar mı oynuyorum? 

Köklensem mi? Çiçek açsam mı? Açtığım çiçeklerden meyve versem mi? Yeterli suyum var mı, toprağım verimli mi?


Yine de bir şeye gülerken ilk bana bakıyorsun. Zaten incelikler yüzünden...



----not 19.05.2020-----

kaygı bozukluğu:)

 sarmaşık kaç günde ulaşır çiçek açacağı yere?

--------------

 

Güzelçamlı, Aydın

 

 

15 Haziran 2020 Pazartesi

Haziran ortası Ekim yağmuru

“Korkunun ve bencilliğin cumhuriyetinde kabalığın kırıcı saltanatıydı yaşadığım.” 
Şükrü Erbaş

Yaz başlangıcında, kışın sıkışmışlığının tedirginliği var üstümde
Haziran ortası Ekim yağmuru…
Benden bir farkı yok gökyüzünün
Senden bir farkı yok kalbimin
Oysa ki her şey bir kabule bakıyor
Oysa ki her şey ortada, öylece duruyor
İnkarının kabulüne ihtiyacım var
Kendi duygusuyla barışamayanın mesnetsiz adımlarıyla yol almam
Suskunluk saygı duyduğum sakinlik olsun isterim
Kaynağı varsa…
Verdiğimi aldığım bir gecede
Aldığımı anladığım bir hayatın orta yerindeyim
Aşktan uzak bu iç çekişler
Aşk artık anca uzaktan selamımdır.

Hey mösyö,
Tek bir adımınız var atacak
Tek bir hamleniz var oynayacak
Dürüstlük kalbinizin kamçısı değilse eğer
Zaman asla çözüm olmayacak.
Yok sayılmış gecelerim için ihtiyaç duyduğum uyku haplarının sebebi olarak sizi kılmam
Herkesin mutsuz geçmişi kendine 
Ben vardığım yerin tadını çıkarmakla meşgulüm, her an
Siz nerdesiniz?
Hala güzel misiniz?
Hala kendinizle yüzleşmeden nefes mi alıyorsunuz?
Sabahın tatlı esintisi açık pencereden yanan ayaklarımı rahatlatıyor
Siz nerdesiniz?
Hey mösyö!
Artık sizli bizli cümlelerimin mi öznesisiniz?

Kurtuluş, İstanbul











24 Nisan 2020 Cuma

konuşalım mı?

Zamanın kendi içinde kendine çarpıp, kendine geri döndüğü anlar toplamındayız.

Bana inananlar kadar inanmadım kendime, insanın kendine karşı işleyeceği en büyük günahı yaşıyorum. Durup durup kendime ihanet ediyorum. 

Öyle mi gerçekten? Yoksa bu sadece değeri olacak edebi bir cümle mi? Hangi ben yazıyor bu cümleleri? Hangi ben yazdığını okuyup, bu yazılabilir onayını veriyor. Hangi benin silmediği cümleler bunlar?
Kendi peygamberi olamayacak kadar kayıtsızım kendime.  

İçimde, bilmediğim dillerdeki şarkılar, beni bilmediğim ülkelere yakınlaştırıyor. 
Kurtarılmaya ihtiyaç duyan prenses kanım, çocukluk masallarından. Al beni götür izlanda’ya, gün ışığı olunca dayanamayıp kendinden vazgeçenlerin arasına… Al beni götür paraguay’a, bi yudumla gelmişiyle geçmişiyle yüzleşecek olanların arasına. 
Al beni götür dediğimde kim ben, kim beni alacak olan. Bir varlar, bir yoklar.

Beni hatırladın mı diye soruyor içimde biri. Üstüne karanfiller ektiğimiz kabuslarımızdan kalmadı çok şükür de içimin odalarında dolaşan bi hayalet hala var. Bana sürekli “olacakların hepsini gördüm ama asla olmayacak” diyen. İşte bu sakıncasız cümle, beni yeni yeni hakimiyet kuran inançsızlığa götürüyor. Öyle bi inançsızlık ki, hani gürül gürül akmaya hazır bir nehrin tam ortasında akışı değiştiren koca bi kaya gibi duruyor. O duruyor ya, ben de duruyorum. Yine geldik mi durist turistliğimin en karanlık noktasına. 

Sana gösterebilirim en karanlık hallerimi, eğer görmeye razıysan. Sana dediğimde bi nefesim kesiliyor, sen kimsin? Sen dediğim benden ne kadar uzaktasın? Sen dediğim hep değişen bir gizli özne.
Ben dediğim 
Pandemi 39.gün. Gün batımı çok uzak. 

20 Şubat 2020 Perşembe

Kapanış

Hangisi daha aptalca?

Bir çocuğa öyle tutulmak mı? Yoksa olacağı kesin bir ayrılıktan sonra acıyı öğrendiğini sanmak mı?

Bugün, benim mutlu senin arzulu çıktığın fotoğrafı çerçeveden çıkardım. 

3 Ağustos 2019 Cumartesi

yaş hali

Yaşlanmak istemiyorum... Yaş almak da istemiyorum. Yaşlanan ve yaş almak istemeyen bir insanın en büyük ironisi bu olmalı, yaşını göstermemek.

Zamanla bu kadar barışık olduğumu düşünürken, bir adam-çocuğun etkisiyle kendimi zamanının ötesinde bir yaşa ilerleyen bir kadın gibi hissetmem… Hiç iç açıcı değil. Bu sıkışmışlığın ortasında...

Zaman geçtikçe azalacağını düşündüğüm şeylerin, zaman geçtikçe çoğalmasını bertaraf edemediğim bir yaştayım. Kırgınlıklarım daha az, vazgeçişlerimin daha çok olduğu yaştayım. Kendimi kandıramadığımı gördüğüm, kendimi kandırabilmeyi çok istediğim yaştayım. Yarasını görüp, yarasına dokunmadığım yaştayım. Bi yaştayım ki asla göstermediğim ama bütün hücrelerimde kabulünü yaşadığım.

Ne yani bütün bu hezimet bir yaş hali mi? Ne yani elimde, avucumda, kalbimde izi olanların esamesinin okunmaması gibi bir yalnızlık mı bu yaşadığım şimdi? 
Hani sen, şimdi, silik? Hani ben, şimdi, kayıp?

Kurtuluş, İstanbul

28 Temmuz 2019 Pazar

boşluk

Nerelerde dolaştığımı görmek bana yeniden başlama hissi veriyor. 
Gayretsiz mi demişti kendini kocaman sanan çocuk? Güzel tarif etmişti. Kırmızı balonun uçuşunu seyreder gibi baktım arkasından. Heyecanlarımı kovalayacak eşikten bir adım öncesi kapadım kapıyı. Bu yaştan sonra olsa da olur, olmasa da…
Birkaç yudumla, içimde birkaç kişi. Hiçbirinin ben de bi’ karşılığı yok. Karşılığı olanlar kendi kaplarına sıçtılar. 
Bu gece dilim biraz keskin, kusura bakmayın. 
Az içim bulanıyor da kokusunu yutuyorum zarar verişlerinizin. Kendinize üç beden büyük gelen çarşafların arasında esir kalmış, hesabını sormaya tenezzül etmediğiniz uykularınızın bekçisi gibiydim; siz, siz olun diye uykularından vazgeçmiş bir kadına kabuslarınızı hediye ettiğiniz günden beri.

Arka odadan sesi çıkmayan kardeş gibiyim, kendi acılarıma. Anca başkalarına anlatırken anlıyorum neler olduğunu. Bu kadar zaman sonra, hala… 

Kurtuluş, İstanbul

dil yarası

Yazarken konuşmazdım.   Her duygu konuşulmayı hak etmezdi, ama sağaltılıp yazılmayı hak ederdi. Neden sonra, yazmak durdu, güldür güldür ...