Hayvanlar da kendi aralarında ayrılıyorlar. Sonuçta cins denen bişey var. Cinsinle olmak önemli. Yengeçle koçun birlikteliği anca metamorfoz olur. En azından elementlere dikkat etmeli. Suyla ateş nasıl olsun…
Bilerek yapmadığımı biliyorum ama sanki misyonum bu gibi doğalında …
En karanlık yönünüzle tanışmaya hazır mısın? İsterseniz onu kabul edip ondan yararlanmayı da öğretirim size. Ama görmemekte veya kabul etmemekte ısrarcı olursanız yapacağım birşey yoktur.
Ayrılık konuşmasını neden yapamadığımı şu an gördüm.
Konuşma sonrası yaşanılacaklar, söylenecekler, ağlamalar, krizler, içmeler, sarhoşluğun getireceği histerik olaylar olmasın diye. Hatta son yaptığım iki ayrılık konuşmasında da bilinçli olarak içmedim.
Biraz önce kendine bir kadeh koydu, "nolur kötü bi şey yaşamayalım" dedim.
Hayatımdaki İlk ö harfli objemi senin bulup getirmiş olman veya bana nar ayıklaman gibi veya tırnaklarımı yememi durduracak sakin gürültüsüz ortamı bana sağlayan olman gibi küçük ama anlamı derin şeyler gitgide daha da anlamlı olacak, bütün acılar ise soğuyacak. Ama bu sadece birbirini kaybeden insanların başına gelir. O küçük derinler daha büyük boşluklarla kapanıyorsa zaten birbirini kaybetmek de kaçınılmazdır. Kaybedeceğini anladığında gösterdiğin şefkat ve anlayış eğer geri kazanınca devam etmiyorsa kaybetmek kaçınılmazdır.
Kendimin bi tarafını sonsuz özgür bırakıp, diğeri tarafını öksüz bıraktın.
Senin kendi içinde hayatın tadını çıkartmakla ilgili bir çaban, enerjin yok. Bu yüzden başkasınınkini de çok görüp bastırıyorsun. Böyle biri olacağın şeyler yaşadığın için çok üzgünüm. Dans etmeye, öpüşmeye, sevişmeye, gülmeye hasretim.
Bütün şeylerin karşısında "bundan dolayı mı ayrılıyoruz?" diyor. Biliyorum içten içe ayrılığın anca aldatmakla olacağını düşünüyorsun. Böylelikle suçlu ilan edebileceğin bir son yazılmış olacak. Kendinin suçlu olduğu versiyonunu sindirmen çok zor. Biliyorum çünkü oradaydım. Hem senin yerinde hem seninle…
En çok öfkemi kontrol edemediği için öfkelendiğini söyledin. Öfkelenmememi kontrol edebilecekken…
Havanın kendisi şarabı soğuttu.
Çisil çisil yağıyor…
Evinde hayatında bana yer açtın, hatta beni baş köşeye yerleştirdin. Ben de öyle işte istediğim gibi sevilmiyorum diye şımarıklık yapıyorum...
Ne yaparsam yapayım beni bırakmaz güvenini verdiği için, yaptıkları karşısında da vazgeçebiliyor olmanın vicdan azabını çektiriyorsun. Oysa ki onayda arsız, iltifatta cimrisin. Durumu anlamak değil geçiştirmek niyetin. Konuşacaklarımızın çoğunu konuşmuş, anlama düzeyinde nerde olduğumuzu hala kavrayamıyorum.
Gerektiğinde senin benim için söyleyemediklerini, ben kendime, kendim için, senin adına, senin yanında söyledim. Sana uygun olmayan her yerimi işaretledim, çünkü tek yaptığın kendine lanet okumak.
Ben seni yakamadım ama sen beni söndürdün. Şimdi bana yanıyorum diyorsun, ben bir kıvılcıma muhtaçken.
Düşkün gibi çocuk gibi kendini ellerime bıraktın, azarlanmaktan hoşlandın. Özür dilerim anneciğim derken bile, bunu demek zorunda kaldığın için hissettiğin nefreti, hissetmediğimi düşündün. Öyle biri olmak istemediği halde çocuğunu sürekli azarlayan bir anne gibi seni azarlamaktan dolayı kaybettiğim kadınlığımı arıyorum.
Çıplaklığım dişiliğim...
Bu durumun önceki “siktiri boktan” ilişkilerim nedeniyle olduğunu savunduğun bir an vardı. Onlar yüzünden seni harcıyorum edasıyla.
Her cümlenden sonra bana bakıyorsun ne tepki veriyorum, kendi dehlizlerimde kaybolup gitmemi izliyorsun.
İçmekten ve yazmaktan vazgeçtim. İçtikçe yazmaktan ve yazdıkça içmekten de… Yazabilmenin acıyla bağlantısı beni artık çok zorluyor.
Mutlu yazılar yazdığım anlar da olmuştu geçmişte. Sonuçta yine de geldiğimiz yer, şarabımız ve kelimelerimiz.
Tatsız tuzsuz, enerjisiz, neşesiz yaşanılan günler. İçinden çıkamayan cenazeler için çok üzgünüm. Ama üstlerine toprak atmana destek olsam da, senin adına affedemem.
Bugün bir şiir kitabını sondan başa doğru okudum.