24 Ekim 2017 Salı

herkesin bir bug'ı var

Ne yazmamı isterdin… benim ki soru işareti değil.
Hüzünlü olduğum bir gecede sana kendimi istediğim gibi anlatabildim mi? yoksa zaten aslında anlatmak istediklerimden ziyade anlamak istediklerinle mi dinledin? Bunu hiç bilemiyorum.
Gerçekten, oradaki yalnız kalmış, bütün duygularını kendi kendine yaşamış, herşey olup biterken çevresinde, herkesin kendi kadar derdi varken…. Kimse “sen nasılsın?” diye sormamışken… bildiği her sevgi kaynağı tarafından yalnız bırakıldığında… O kız çocuğunu mu gördün yoksa sadece mutsuzluklarını dile getiren bir kadın mı vardı? Hangisini senin ilgini çekerdi? Bu da başka soru. Gerçekten hiç gördün mü o kızı? Bunun ucu bana dokunacak korkusu olmadan dinledin mi? Hiçbir zaman bitmeyecek/geçmeyecek o eksik kalmış sevgisizliğiyle yüzleştin mi? Tam da bu yüzden bu kadar büyük sevmeye çalıştığını… ve tam da bu yüzden her şeyin hep eksik geleceğini…

Bazı şeyleri çok net hatırlıyorum. Bazı şeyleri çok net sildiğimi hatırlıyorum. Ne tuhaf. Hafıza çok tuhaf bir şey. Kendine dair her şey hafızan sayesinde. Ne kadarı paylaşılmışsa o kadar gerçeksin.




12 Temmuz 2017 Çarşamba

doğru soruyu sor

o zamanlar facebook yoktu, olsaydı belki; tarihte bugün de yeri olurdu ama yazar mıydım buraya ve okur muydum taziyeleri bilmiyorum...

o zamanlar ne hissedeceğini bilemeyen, varlığı ile yokluğunun birbirine karıştığı bir adamı kollarında kaybeden bir özgün vardı, şimdi ki özgün olsaydı bilir miydi ne hissedeceğini? 

o zaman da bu geceyi böyle sakin ve bir başına karşılamıştım bir balkonda, bu zamanda bu geceyi böyle sakin ve bir başıma karşılıyorum bir masada. 

öyle bir duygu ki bence, bunu yaşamış olanların kalbi acıyacak her seferinde bir başkasının kaybında, yaşamamış olanlar hayal bile edemeyecekler yokluğun getirdiği boşluğu.

o zaman da ilk ve son yudumu hatırına kaldırmıştım, bu zaman da.

hiç fena olmazdı birlikte olduğumuz; benim, beni, ben olarak bildiğim ve onu, o olarak hatırladığım kadarıyla olduğumuz bir fotoğraf...

o zaman da arayıp şefkatine sığındığım bir sevgili yoktu… vardı da yoktu. şimdi de… babam da öyleydi. vardı da yoktu. hep varlar da yoklar.


ancak bir varmış bir yokmuş insan; varken nasıldın, yokken nasılsın? cevaplanamayan bir soruymuş insan.


Bu bir senaryo mu, kaleminden yaratılan?

Parmaklarımla kendime doğru ittirdiğim kristal viski bardağının içindeki beyaz şarabın her yudumunun, Cihangir’deki sohbetlere meze yapılış...