“Bizden uzaklaşanı kırmızı, bize
yakınlaşanı mavi görürüz” dedi. Bilimselmiş. Yıldızları
göz bebeklerinde görmek isteyenler bulmuş. Uzakta olanla uzaklaşan,
yakında olanla yakınlaşan arasında fark var mı? Biri zaten ol'an
biri olmakta olan. Biri anda biri zamanla...Anda olanın rengi ne
peki? Siyah mı, beyaz mı?
Zeytin dalında siyah beyaz kuş vardı,
uzun orman yürüyüşünde. Ve gecede. Renklere sayılar kadar
takıntılıyım.
Kendime beyaz, karşıma siyahı
alıyorum. En çok yakışan diye. Yeşillerimi maviyle
değiştiriyorum. bi'şey mi yaklaşıyor yoksa ben mi
yakınlaşıyorum? Renk devrimim bu, seninle.
Alışma sürecimin kısa, olma-bulunma
sürecimin uzadığını aşkın hızlandırılmış halinde
fark ediyorum. Şimdi, bu vadide! Ve rakamlarım... 3-6-9... ve geri
say 9-6-3.. dönüyor zaman, aylardan haftalara ordan günlere...
Paldır küldür, koşar adımım. Zamanım kendi içinde düzenli.
Renklerim anda, rakamlarım zamanla...

Bu masalda şefkatliyim ve güler
yüzlüyüm. Ne güzelim. Ve göz bebeklerim. Ne zaman içi gülse,
bütün hücrelerim keyifli. İşte bu yüzden artık iki aynam var.
Senden yansıyan kendime ve aynadaki kendime bakıyorum,
mutlu-mutsuz-hüzünlü-uçarı-huysuz-muzur hallerimi izliyorum.
Göz bebeklerinden konuştu mu insanlar, görüyorum hallerini. Ve
gözlerimi sadece göz bebeği gülenlere gösteriyorum. Hayat orda
başlıyor çünkü. Hayat o küçük yumuşacık omuzlarına puf
diye düştüğüm yerde -içim güldükçe- devam ediyor. Zaten ne güzeldir gözün bebeği.
Ne zaman başladı? Nasıl başladı?
Başla! diye yazmıştım neye olduğunu bilmeden. Yazdım ve her şey
başladı.
Yenilikler gibi, başladı
sorgulamalar. Gereklilikler, sınırlandırmalar, çerçeveler...
Benim çerçevem olmasın, olduğum hallerin gereklilikleri olmasın.
İçinde olunan halin tadını çıkarmak odak noktam benim, içinde
olduğum hali yansıtanı odağıma koymuyorum. Olan neyse onu
yaşıyorum, imgesini-objesini-nesnesini-öznesini sahiplenmeden. Ve
evet şefkatli, güler yüzlü, güzel, sevebilir halimi korunacak
bir şeymiş gibi görüp kıymetlendiriyorum. Hali seviyorum. Bu da
benim gerçeğim.
Güneşin renkli batışını
seviyorum, kayan yıldızları ve aşağı süzülen havai
fişekleri... Güneş renkli batmasa, yıldız kayabilir heyecanı
olmasa ve havai fişekler ışık topları gibi inmese aşağı
seyretmem ki! Özgürlük olabileceğin hali seçmekte.
Hatırlatma cümlesi 1: “Evini
sırtında taşırsan çok yavaşlarsın, atarsan çok hızlanırsın.”
Nisan yazısında araya sıkıştırılmış, unutulmuş bir cümle.
Hatırlansın diye.
Hatırlatma cümlesi 2: “Düşlerinden
uyansalar bile, görecekleri şey aynı olacak.” Önce jokeri
bulan, sonra jokeri elinde tutan sihirbazı bulan ve en sonunda
jokeri elinde tutan sihirbazı bulanı gördüm. Kendi mucizesini
yaratmaktan üşenen/korkan/çekinen'i gördüm. Bu elin ne jokere ne
de sihirbazlıklara ihtiyacı var. Bu el gayet iyi dostum!