anlık günlük


kışın ilk ateşi seninle yandı... bi' otobüs yüksekliğinde uzaklaştın sonra... bende gidip, "niyet edip", kinder suprise yumurtası aldım, motorsiklet çıktı oyuncağı; yolun açık olsun diye. sonra oturduğum yerden havai fişekleri seyrettim, uzun zaman sonra heyecansız; oysa ki türk filmlerindeki gibi otobüsün arkasından koşmak istemiştim.
29 ekim 2010 20:00

her akşam önünde oturduğumuz sehpanın çekmecesini boşalttım, geçen sene başında aldığım ve üstüne çokça güldüğüm çakmağı buldum; "tavşan kaç çakmağı"; teşekkür ettim... sonra sandığın içini açtım, kelebek kanatlarım çıktı içinden. kanatlardan tüyler dökülmeye başladı her hareket edişimde. geçtim aynanın karşısına, sana inat yılın ilk karını kelebek kanatlarından yağdırdım kendi üstüme; teşekkür ettim... ve "gece" bu eve ilk geldiği gün yattığı yerde uyuma isteğiyle raftaki bütün kitapları düşürdü. düşen kitaplardan bir tanesi, zamanında acıtan ama artık gülünen yazarın kitaplarından biriydi."rastgele oyunu"na kanıp sayfayı açtım: "sevmek, sevdiğiniz insanın bütün yaralı geçmişini, bütün acılarını, bütün hastalıklarını üstlenmektir. ve öyle anlar gelir ki, sevdiğiniz insanın bu eksik, acı çeken, bu hasta yanı sizi ona daha çok çeker..." teşekkür ettim...
02:07

eve girdikten sonra uzun bir süre sadece oturdum, öyle, sessizce. "kapıyı anahtarla açmayı sevmiyorum" dedi içim. yatak odasına gidip de daha dün gece giydiğin t-shirte sarılana kadar da ağlamamıştım. gece de geldi yanına, beraber sarıldık sana... sonra oturdum yerime, sen tam da yanımdaymışsın gibi; "100 olunca ne olacak?" sorusunun cevabına anlam yüklemeye çalışan halimi oyun 88 olduğunda bıraktım.
03:41

30 ekim
sen olmayınca, bütün gün yalnız kalan iki prenses, akşam olunca aynı koltukta bir araya gelmeye başladılar. artık sadece mavi koltuk ve müzik sesi var evde.
03:15

31 ekim
sanki bir yere gittin ve bir kaç zaman sonra geri döneceksin; işte tam da bu hissettiğim. ve içimi dolduran bu sebeple, taşınma işlerini sürekli ertelerken buluyorum kendimi. sanki gittin ve ben sadece evin o dağınıklığıyla bekliyorum seni.

seninle ezberlediğim bütün sokakları görmeden yürüyorum. "kalan" olmanın en can acıtan zorluğu bu belkide... herşey aynı, herşey sen'li ama sen olmadan.

yanı başımda biri balıklardan bahsediyor, içimden sayıyorum: balon-izmarit-lüfer-vatoz, gülümsüyorum, kimse anlamıyor.

seni ancak böyle ara sıra yazabiliyorum; kendime ait, artık kendimden ayrı görmediğim sana ait bir zamanım yok.
21:48

01 kasım
biz bu evde de yaşardık seninle, her sabah aynı neşeyle uyandırdırırdın... ve ben seni ömrümün sonuna kadar sevebilirdim. olabilirdik, olamadık.
01:38

03 kasım
ayın 3'ü, toplam 666 kere oynanan oyun bugün 100 oldu. oyun bitti.
03:54

04 kasım
günlük yaşam zırvalığına katılmaya başlıyorum. yapılacak işler, uyanılması gereken saatler, mide boşluğunun sıkıştığı nefesler... biraz birik içimde, belki bi zaman şarap üstü olursun.
17:11

Yorumlar

Uma dedi ki…
Senin gozyaslarin benim gozlerimden akiyor...
Adsız dedi ki…
21 Şubat... Dilerim yazmak zorunda kalmam! Sevgiler...
Adsız dedi ki…
beklediğim olmadı ve aslında yazmak, anlatmak, beni anlayacağını düşündüğüm SİZLE paylaşmak isterdim ama şartlar değişti. belki daha sonra... Allah herkes gibi onu da korusun!

Popüler Yayınlar