ay

Tutkulu değildim, tutuktum.
Gökteki Ay’ı yere indirme çabamdı.

Dingin değildin, aceleciydin. Kavuşmuşun titrekliğindeydin.

Aksam akardım yoluna; tek akan tanrısal çocuklarındı.

Ay, dingin ve tutkuluydu; yere inmezdi, masallarda olurdu öyle şeyler. 

Ama ben AŞK’ı her gördüğümde, masallara olan inancımı pekiştirip, aşka dair tüm bildiklerimi unutandım. Ve yine unuttum… Yine, benim de bir masalım olsun istedim. Ve bu masalda;  AŞK, aşk'ı getirsin istedim.

Zaten sonra karıştı zihin; beklentiler, istekler, oyunlar, ispatlar… Yaptığın ilk hata, sonunda yormaya başlar; çabalama… Önce olması için, sonra bitmesi için. Doğduğun yere geri dönmek gibi… Oysa ki ölmekti amacım, doğmak için.

Unuttum dedim ya, AŞK dedim, aşka çıkar sandım. Oysa ışığıyla güneşlenip, tutulması vesilem olduğunda bendim orda olan; ay gibiydim – dingin ve tutkulu. Her şey olduğu gibi ve olduğu yerde güzeldi, yine unuttum.

Şimdi bütün bildiğim bu, bildiklerimin hepsini yine unutacağını bilsem de…
Sen tarifi olmayanı tarif ettiren, ben tarif ettiğimin tarifi olmadığını bilen. AŞK, tarifteki tarifsizliğin ta kendisi.

Bdrm

Yorumlar

Popüler Yayınlar