bir çok giden memnun ki yerinden...


Baba,

Sana ilk defa yazıyorum.

Bu, benim için oldukça zor. 3 ay 17 gündür seninle konuşmuyoruz.

Dün gece aradım seni, sesini duyup kapatacaktım. Ama telefon cevap vermedi. Merak ettim ama daha fazlasını düşünmedim. Bunu neden anlatıyorum, onu bile bilmiyorum.

Vicdanen rahatım. Bir evlat olarak sana elimden gelen her şeyi yaptım. Daha da fazlası sana hep aynı mükemmel hayallerle geldim. Sonunun hayal kırıklığı olacağını bilerek Pollyanna'cılık oynadım hep.

Ben hep geldim baba, sen hep yolumu kestin.

Sana kızgın değilim, sadece çok kırgınım. Son gelişim gerçekten son oldu. Neler düşünüp gelmiştim oysa, yine. Ama sen tüm hayallerimi paramparça ettin. Ki vazgeçmiştim parçaladığın çocukluğumun hesabını sormaktan; sadece hayallerim kalsaydı bana, yeterdi. Ama sen bunu bile çok gördün bana. Oysa ben senin Nazım seven, seninle ağlayan, kovsan bile hep gelen küçük kızındım.

12 senedir seni her gördüğümde hep aynı şeyleri konuştuk. Sen bana hep annemi anlattın, benim tanıdığımdan çok farklı bir kadını. Zaman geçtikçe senin kendi kafanda olaylar yarattığını ve buna kendini inandırdığını fark ettim. Ben ne zaman bunları hatırlasam, burnumun ucunda bir de keskin rakı kokusunu duyuyorum.

Şimdi içim kaskatı. Sadece bunları yazarken yüzünü hatırlıyorum ve birkaç damla yaş akıyor gözlerimden. Seni özlüyorum baba. Ama bu özlem hayatımı rezil etmeme neden olmayacak bu sefer.

Bana hayatı anlatıp durdun; bazen gece sıcacık yatağımdan kaldırıp, bazen soğuk bir parkın bankında, bazen de üstüne hiç çıkmayacakmış gibi sinmiş rakı kokan evlerde... Bu dönemlerde öğrenemediğin bir şeyi öğretmiştin bana farkında olmadan, anlatılanlar doğru olsa bile anlatılış şekli ve ortam bunu yanlış olarak gösteriyor insana.

Zaman geçiyor, her gün senin adına dua ediyorum, hatalarını bana veya bir başkasına değil sadece kendine itiraf etmen için. Etrafındaki herkesi ne kadar kırdığını anlaman için - üstelik bunu yaparken kendi hayatını da mahvettin - daha kaç kişinin yaşamını yıkman gerekiyor. Ve beni sensiz olmanın ne kadar yıprattığını görmeni umut ediyorum her gün, her gece. Ben senin sayende erkek gibi büyümüş bir kız çocuğuyum; korumaya meyilli ama korunmaya muhtaç.

Sen yoksun zaten hiç olmadın. Eksikliğini hissedemiyorum, varlığını hatırlamıyorum ki. Seni düşündüğümde; elleri kırmızı, vücudu her geçen gün daha da şişen, kelimeleri yuvarlayarak konuşabilen, devamlı küfür eden biri olarak hatırlıyorum. Bu bir kız çocuğu için ne kadar acı, farkında bile değilsin, eminim.

Geçmişe dönmek üzeresin baba, hafızanı tazele...

- Sanırım 10 yaşındayım. Yani sen annemle ayrılalı çok olmadı. Sen karayolları kampında kalıyorsun, henüz kendi oturduğun bir daire yok. Seni görmek için geldim, özlemimden geldim. Kapıyı çırılçıplak ve her zaman ki gibi sarhoş açtın. Zaten kapıyı açmanla kendini yatağa atman bir oldu ve sızdın. Sadece birkaç saniye. Çıplak ve sarhoş bir adam. 10 yaşındayım ve karşımdaki adam benim babam. Ben unutmadım, sen de hatırla baba.

- Kızılay'da seni bekliyorum. Aylardan şubat. Deli gibi kar yağıyor, ne de olsa Ankara. Sarınmışım sımsıkı, beni soğuktan koruyacak ne varsa üstümde. Tam 3 saat orda seni beklemiştim ve sen 3 saat sonra ayakta zor durur bir halde gelmiştin. Korkarak neden geç kaldığını sorduğumda ise bunun beni ilgilendirmediğini söylemiştin etraftaki insanların dikkatini çekecek kadar yüksek bir sesle. Belki de bu yüzden sokakta herhangi bir şeyi tartışmaktan nefret ediyorum. Ben unutmadım, sen de hatırla baba.

- Ankara'dan ayrılacağım zaman seninle akşam yemeği için Mülkiyeliler Birliği'ne gitmiştik. Konu yine hayata, anneme, ablama, bana gelmişti. Sen hariç, sen mükemmeldin. Artık rakıyı sek içiyordun. Konu ilerledikçe ağlamamak için boğazımın düğümlenmesi sonunda sana sadece biraz yürümeyi teklif ettim. Sense bana hiçbir yere gitmeyeceğini hatta eğer çok istiyorsam siktir olup gitmemi söyledin. Yine tüm insanlarin dikkati bizim üzerimizdeydi. Saate baktım, gece yarısını geçiyordu. Sana iyi geceler dileyip çıktım. Soguk, kış, Kızılay ve yalnızlık. Gecenin bu kadar karanlık olduğunu ilk defa o zaman fark ettiğimi hatırlıyorum. Ben unutmadım, sen de hatırla baba.

- İstanbul’dan trene binip senin yanına geldim. Gara geldiğimde etrafta seni aramaya başladım. Sanırım en fazla yarım saat geçmişti ki karşıdan geldiğini gördüm, bana doğru yürüyor ama beni göremiyordun, her zamanki gibi ayakta zor duran sarhoşluğunla. Garın içindeki bir büfeye doğru koşmaya başladım ve oradaki adama beni büfenin içinde saklamasını söyledim. Adamın şaşkınlığı benim korku dolu gözlerime miydi, yoksa ne olduğunu anlayamamasına mı bilmiyorum. Bir süre bekledikten sonra ablama telefon açıp beni almasını söyledim. Sen o haldeyken sende bir gece bile geçirmeye dayanamayacağımı hissetmiştim çünkü. Ertesi gün seni aradığımda o gece merdivenlerden düşmüş olduğunu öğrendim. Keşke yanında olsaydım, ben seni tutardım ile iyi ki yanında değilmişim seni tutamayıp düşmeni görmeye dayanamazdım arasında sıkışıp kalmıştım. Ben unutmadım, sen de hatırla baba.

Bunlar sadece ufak hatırlatmalardı. Benim hafızamda daha yüzlerce var. Canın yanmasın baba. Sen mükemmeldin, bunu unutma. Benim canım artık yanmıyor. Sadece sızın var, sadece özlemin. Üzgünüm baba, inanıyorum ki sen de üzgünsün. Bunların böyle olmasını eminim sen de istemedin ve tahmin etmedin. Ama hayat işte baba. O hep konuştuğun hayat. Benim ki yeni başlıyor. Sen kendini affet.

19.01.2003

Antalya, Konyaaltı

Gittin. 3. ay, hala bir şey yazamadım.

İçimde derin bir acı var.

Varlığınla yokluğun arasında sıkışıp kalmışken, şimdi tam anlamıyla yok olmanın ağır tarifsizliğini yaşıyorum.

Kollarımın arasında, gözlerimin içine bakarak ölmenin huzuru ve acısını aynı anda hissetmek çok ağır geliyor. O anda “seni seviyorum” diyebilmeni ne kadar çok isterdim. Çaresizliğini, acı çekişini sen ölürken de gördüm; bu sefer daha ağırdı.

Baba, kollarımda öldün... Yaşattığın hayat gibi ölümün de en ağırını yaşattın.

Baba! Artık bitti.

Antalya, Konyaaltı

*** görsel buradan alınmıştır

Yorumlar

Popüler Yayınlar